SU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

DEĞİŞKEN DEBİLİ SİSTEMLER VE POMPALARA YOLVERME METODLARI


DEĞİŞKEN DEBİLİ SİSTEMLER
Çok çeşitli nedenlerden ötürü, kullanıcılar genellikle aşırı büyük motorlar satın alırlar. Proseslerde gerçekleştirilen testlerde ve uygulamalarda, büyük seçilen motorların nominal yüklerinin sadece yüzde 50-60 oranlarında çalıştığı gözlenmiştir. Kayıplar ve enerji sarfiyatı gibi diğer dezavantajlarının yanında bir motorun nominal yükünün altında çalıştırılması verimsizlik olarak tanımlanır. Çok düşük yükte çalışan motorların daha küçük boyutlu motorlarla değiştirilmesi sistem verimliliğini arttırır.
Hydraulic Institute tarafından yapılan bir araştırmada gelişmiş ülkelerde tüketilen enerjinin % 20 si pompalar tarafından tüketilmektedir. İyi bir sistem dizaynı ve uygun pompalar kullanılarak pompaların tükettiği enerjinin % 30 azaltılabileceği aynı yayında belirtilmektedir. Bizlerin görevi pompaların enerji tüketimini en az düzeye getirmek ve enerji tüketiminin çevreye etkilerinin azaltılmasına katkıda bulunmaktır.
Pompa seçiminde ilerideki ihtiyaçları da göz önüne almak için pompa debisinin %25, basma yüksekliğinin %10 arttırılarak sipariş edilmesi yaygın bir uygulamadır. Bu uygulama ile pompalar en iyi verim noktalarından uzaklarda çalıştırılmakta, debi fazla geldiği için de vana kısılarak debiyi ayarlamak mecburiyeti doğmaktadır.
Frekans konvertörleri ile yakın zamanlarda güç elektroniğindeki gelişmelerle enerji kayıpları azaltılıp fiyatları izafi olarak ucuzladığı için pompaların değişken devirli olarak kullanılması yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu uygulamada devir sayısını azaltmak ve arttırmakta mümkün olduğundan pompa seçiminde ilerideki ihtiyaçları göz önüne almak için büyük debili pompa seçmektense kullanma şartlarına uygun pompa seçilerek sistem karakteristiğini değiştirmeden konvertör yardımıyla dönme sayısı ayarlanan elektrik motoru ile tahrik edilen pompalarla istenen debinin sağlanması mümkün olmuştur.

DEĞİŞKEN DEBİ ELDE ETME USULLERİ
• Pompayı ihtiyaç olunca çalıştırmak. (Kesintili Çalıştırma)
• Sistemi bir depodan besleyerek pompayı depo seviyesine göre bir zaman saati vasıtasıyla veya elle kesintili çalıştırmak.
• Pompayı devamlı çalıştırarak akışkanın bir bölümünü depoya geri döndürmek. (by-pass)
• Pompa çıkışındaki debi kontrol vanası ile sistem karakteristiğini değiştirerek debiyi ayarlamak.
• Sabit devirli elektrik motoru ile pompa arasına hidrolik veya elektriki kavrama koyarak pompa devrini debi veya basınç ihtiyacına göre ayarlamak.
• Çalışan pompa sayısını değiştirmek. (paralel pompalar)
• Normal asenkron motorun frekans değiştirici yardımı ile uygulanan gerilim ve frekansı değiştirerek
pompanın sistem gereksinimini karşılayacak devirde dönmesini sağlamak.

Pompalarda debi değişimi çeşitli yöntemlerle sağlanabilir. Kontrol vanası, by-pas vanası, çalışan pompa sayısının değiştirilmesi, pompaların kesintili çalıştırılması gibi pompa dışı yöntemlerin yanında; pompa performansını değiştiren değişken devirli pompa kullanımı gelmektedir. Frekans konvertörleri devir sayısı ayarlanabilen veya değişken güçlü motorlarla tahrik edilen pompalarda, değişken debi sağlanması için olduğu gibi teknolojik mecburiyetler dolayısı ile de kullanılır. Eğer değişken debi ve basınç (pompa ve fan uygulaması) altında çalışılması gerekiyor ve bu itibarla yüksek güçlü motor tercih edilmesi gerekiyorsa frekans konvertörü (hız kontrol sürücüleri) kullanılması hem motorun korunması, hem de işletme koşullarına sağlanan kontrol kolaylığı açısından temel gereklilik olmuştur. Hız kontrol cihazları, üst sınır motor tork değerini %400’e kadar arttırabilirler ve hızlanma-yavaşlama periyotlarında tam bir kontrol sağlarlar.

STATİK BASMA YÜKSEKLİĞİ DEĞİŞİMİNİN HIZ KONTROLUNA ETKİLERİ
Statik basma yüksekliğinin hız kontroluna etkisini değerlendirebilmek için aynı pompanın üç değişik sistemde statik basma yüksekliğinin 0-60-100 m. olarak değiştirerek aynı debi ve basma yüksekliğinde (Q=250 m3/h, Hm=100 m.) çalışmakta olduğunu varsayalım. Diğer bir deyişle statik basma yüksekliği, toplam basma yüksekliğinin % 0 ile %100 arasında değişsin.
Bir pompanın çalışma noktası pompa karakteristiği ile sistem karakteristiğinin kesişme noktasıdır. Değişik statik basma yüksekleri için (Hs=0 Hs=60 Hs=100) sistemlerin ve pompanın karakteristiğini birlikte düşünelim. Bu eğriler Q=250 m3/h ve Hm=100 m. noktasında kesişmektedir. Pompanın devir sayısını % 20 azalttığımızda:
Statik basma yüksekliğinin bulunmadığı Hs=0 durumunda pompanın maksimum verim eğrisi sistem karakteristiği ile üst üste geldiği için pompa daima en iyi verim noktasında (%84) verimle çalışacak ve pompa debisi Q=200 m3/h ve basma yüksekliği Hm=65 m olacaktır.
Devir sayısı %80 ve Hs=60 durumunda pompa debisi 150 m3/h ve basma yüksekliği Hm=75 m olmakta fakat pompa verimi %75 e düşmektedir.
Sürtünme kayıplarının bulunmadığı Hs=100 durumunda ise pompa çalıştığı halde hiç su basamamakta ve adeta bir su ısıtıcısı gibi çalışmaktadır. Statik basma yüksekliğinin fazla olduğu sistemlerde devir sayısının azaltılması sırasında böyle duruma düşmemek için dikkatli olunmalıdır. Böyle çalışma pompanın ciddi bir hasar görmesine sebep olabilir.

SİSTEM DEBİSİNİN KARAKTERİ
Sistem gereksinimleri çok çeşitli olabilmektedir. Örneğin, bir sistem sabit ve devamlı bir debi isterken, bir diğeri iki sınır değer arasında devamlı değişen bir debi veya başka bir sistem sabit veya değişken debili ve kesintili bir işletme isteyebilir. Bu sistemlerin kombinasyonları da söz konusu olabilir. Her bir sistem kendi içinde değerlendirilmeli ve ona göre çözüm aranmalıdır. Bir sistem için uygun olan çözüm bir başkası için uygun olmayabilir.
Debi kontrolünün en çok kullanılan yöntemi vana ile kısma yapıp sürtünme kayıplarını arttırarak sistem karakteristiğini değiştirmek suretiyle istenen debiyi sağlamaktır.
Diğer bir yol ise pompanın devrini azaltarak benzeşim kuralları gereğince pompa karakteristiğini değiştirerek sistem karakteristiği ile kesim noktasını ayarlamaktır. Örneğin pompa %80 hızda çalıştırıldığında karakteristiğin kesim noktası sistem eğrisini 200 m3/h ve Hm=65 m noktasında keser.
Sabit devirli pompanın 250 ve 200 m3/h te çektikleri güçler 82,87 ve 76,3 kW tır. Elektrik motorunun verimini %92 olarak kabul edersek şebekeden çekilen güç 90,07 ve 82,93 kW olacaktır.
Halbuki devir düşürülerek yapılan ayar sonucu 200 m3/h debide mil gücü belirgin bir biçimde azalacaktır.
(43,35 kW) . % 80 hızda motor ve sürücü veriminin %88 olduğunu göz önüne alarak tüketilen enerji 82,93 kW’tan 48,22 kW düşecektir ki bu vana ile kısmaya gore % 41,85 azalmaya tekabül etmektedir.
İşler maalesef her zaman bu kadar kârlı ve basit değildir. Frekans değişimi ile debi kontrolü, basma yüksekliğinin tamamen sürtünmelerden oluştuğu sistemlerde başarı ile kullanıldığı halde statik basma yüksekliği payının artmasıyla olay daha karmaşık hale gelmektedir.
Değişken devirli pompalarda konvertörlerin tam yükteki kayıpları % 2-6 arasındadır. Devir sayısı azaltılınca yüklerde büyük ölçüde azalacağından hem elektrik motorunun hem de frekans değiştiricinin verimleri azalmaktadır.
Değişken devirli pompaya karar vermeden önce aşağıdaki hususların hatırlanması yerinde olur.
Sabit devirli pompalar en iyi verim noktalarından uzakta çalıştırıldığında verimi düşük olur. Eğer çalışma noktası en iyi verim noktasından uzakta değilse sistem veriminiz iyi olacak ve pompaj probleminiz ekonomik olarak sabit devirli pompalarla çözülmüş olacaktır. Sürtünme kayıplarının az olduğu sistemlerde, debisi Q olan bir pompa yerine Q/2 debili iki pompa size hem Q/2 de hem de Q debisinde maksimum verimde çalışma olanağı verecektir. Seçimde pompa sayısının çoğaltılması, kesintili çalışma, depolama yöntemleri de göz önüne alınmalıdır. Burada paralel pompalar kullanılmalı ve birine takılacak frekans konvertörü ile debi değişimi sağlanarak, diğer pompalar softstarter yardımıyla sürülerek istenen debi sağlanmalıdır.
Değişken devirli pompalar, debinin az olması istendiği sürece, basma yüksekliğinde azalma meydana geldiği için sistem veriminde iyileşme sağlar.
Seçim yapılırken daima “sabit devirli pompalarla bu problem çözülebilir mi? “sorusu göz önünde tutulmalıdır.
Toplam basma yüksekliğinde statik basma yüksekliği payının çok olduğu durumlarda verimli bir debi kontrolü paralel pompalar kullanarak sağlanır. Debi değişken değil ise teknolojik mecburiyet olmadıkça en iyi çözüm en iyi verim bölgesinde çalışan sabit devirli pompadır ve bu pompalarda softstarter kullanımı en uygunudur.
Bugünlerde pompaların seçiminde ömür boyu maliyet göz önüne alınmaktadır. Satınalma kararı verilirken aşağıdaki hususların göz önüne alınması tavsiye edilmektedir.
• Yatırım maliyeti (pompa-sistem-borular-yardımcı servisler)
• Montaj ve işletmeye alma maliyeti.
• Enerji maliyeti.
• İşletme maliyeti.
• Bakım-onarım maliyeti.
• Arıza süresinde üretim kaybı maliyeti.
• Çevresel maliyet. (pompalanan akışkanın yaratacağı çevresel zararı onarım maliyeti)
• Ömrü biten pompanın söküm ve atım maliyeti.

FREKANS KONVERTÖRLERİ
Sürücüler motorları tasarruflu çalıştırmak için değil, iyi kontrol edebilmek için tasarlanmışlardır. Normal bir AC motoru, sabit yükle, sabit bir kondansatör gurubuyla kompanze edebilmeniz mümkünken, sürücülü durumda sürücünün kendi handikapları yüzünden kompanze etmek zorlaşır. Bir defa sürücü anahtarlama yapan bir cihazdır bu nedenle bol bol harmonik üretir. Bunun için seçilecek sürücüde mutlaka (genelde opsiyon olarak sunulur) harmonik ve EMC filtrelerin olmasına dikkat edilmelidir.
Hemen her sürücüde büyük alüminyum soğutucular ve fanlar görürsünüz, bunlar ısıya dönüşen kayıp enerjiyi devreden uzaklaştırmak içindir. Ayrıca her sürücü güç faktörü kolaylıkla düzeltilebilecek motoru, daha karmaşık sistemlerle çözülebilecek duruma sokar. 0.9 cos φ değeri bile bir sürücü için iyi bir değerdir. Güç faktörü 1’e yakın bir değerde istenirse girişte kompanzasyon yapmak uygun olacaktır. Elektronikçiler Power factor correction denen konuyla uzun süredir uğraşılmaktadır. Bu sistem sürücü ve benzeri cihazlarda güç katsayısının kötüleşmesini önlemektedir. Dolayısıyla güç faktörünün düşük olduğu durumlarda ilave olarak kompanzasyon yapmak kaçınılmazdır.
Özetle sürücüde temel üç tür kayıp vardır.
1. Açma kaybı
2. Kapama kaybı
3. İletim kaybı
Sürücüler bir motoru kalkış ve duruş anında yapılan yumuşak kalkış haricinde daha tasarruflu hale getirmezler, kontrolünü kolaylaştırırlar. Kontrol kolaylığı haricinde işletme yöntemi nedeniyle basınç, debi, hız, kontrolü özelliğinden dolayı bir tasarruf sağlıyorsa sağlanacak ilave tasarruf budur. Direkt tork kontrolü, yükteki değişimlere çok hızlı bir şekilde tepki verir ve prosesi her hız seviyesinde korurlar. Yük yükseklidiğinde ya da düştüğünde, hız kontrol cihazı çok hızlı bir şekilde, hızla ilişkili olarak torku karşılaştırır ve otomatik olarak olması gereken seviyeye getirir.
Eğer basınç kontrolü ve devir kontrolü yapmayacaksanız konvertöre gerek yok softstarter işinizi görecektir. Pompalar daimi hızda çalışarak işi bitince duracaksa frekans konvertörü pahalı bir çözümdür. Eğer pompanız çok ise kontrol kartı ile ya da gelişmiş bir frekans konvertörü yardımı ile tek pompayı, sıralı olarak diğer pompaları soft starterlerle çalıştırarak eşit yaşlanma yapılabilir. Softstarter gerilim kırpma mantığı ile çalıştığı için kalkış esnasında motor gücünü düşürür, sürücüler ise frekans ayarı yaptığı için gücü pek fazla etkilemez. Her ikisi de kalkış ve duruş esnasında düşük akım çekildiğinden tasarruf aynıdır.

Yol Verme Yöntemleri ve Kalkış Akımları
Yol Verme Tipi --------------------------------------Kalkış akımı (Tam Yük Akımının (FLA) %’si)
Frekans Konvertörü ile Yol Verme -------------------%100
Softstarter ile Yol Verme---------------------------------%100-250
Yıldız-Üçgen Yol Verme----------------------------------%150-450
Oto-trafo ile Yol Verme-----------------------------------%400-500
Kısmi sargı ile Yol Verme-------------------------------%400-500
Doğrudan Yol Verme-------------------------------------%600-800

Sürücüler motorların gerilim veya akımı ile oynamazlar, frekans ile kontrol ederler bu yüzden motorlar zarar görmez tam tersine faydası görülür. Çünkü diğer yol verme yöntemlerinde birden hızlanamaz ve şebekeden 1,5 – 8 katı arasında fazla akım çeker ve bu motor sargılarına zarar verir, zamanla sargılar aşınır ve yanar.


HIZ DEĞİŞİM FORMÜLÜ
Hız (d/d) = Frekans (Hertz) x 120/Kutup sayısı

Frekans ----------2 kutuplu motorlar ------------4 kutuplu motorlar
50 Hz ----------------------3000 d/dk-------------------------1500 d/dk
45 Hz ----------------------2700 d/dk-------------------------1350 d/dk
40 Hz ----------------------2400 d/dk-------------------------1200 d/dk
35 Hz ----------------------2100 d/dk-------------------------1050 d/dk
30 Hz ----------------------1800 d/dk--------------------------900 d/dk
25 Hz ----------------------1500 d/dk--------------------------750 d/dk

Fan Hızındaki Değişimin Etkileri aşağıdaki gibi gerçekleşmektedir.
Akış; hızla doğru orantılı olarak değişir Debi2=Debi1x(RPM2/RPM1)
Basınç; hızın karesine göre değişir Basınç2=Basınç1x(RPM2/RPM1)²
Güç; hızın 3.kuvvetine göre değişir Güç2=Güç1x(RPM2/RPM1)³

Formülü ise;

P1 / P2 = (n1 / n2)³

Örnek 1; Yuvarlak rakamlar kullanacağım!
100kW, 1000 d/dk olan bir motor, yıldız üçgende 1000 devirde döner ve 100 kW enerji harcar diyelim.
Siz bunu frekans konvertörü ile 900 devirde çalıştırdığınızda 73kW enerji harcayacaktır.
Formülde yerine koyarsak bu değerleri:

100 / P2 = (1000 / 900)³
100 / P2 = (1.11)³
P2 = 100 / 1,37
P2 = 73 kW
Sonuç olarak 100 kW bir motor, 900 devirde 73 kW enerji harcayacacak, bu sayede %27’lik tasarruf sağlanmış olacaktır.

Örnek 2; Başka bir örnek verecek olursak;
Frekans: 50 Hz -- Basınç: 5,0 bar -- Debi: 400 lt/sn -- Tüketilen güç: 300 kW/h
Frekans: 40 Hz -- Basınç: 3,2 bar -- Debi: 320 lt/sn -- Tüketilen güç: 150 kW/h
Şebekenin 5000 m³ suya ihtiyaç olduğunu düşünürsek;
50 Hz’de 400 lt/sn ile 3,5 saatte 1050 kWh enerji harcayarak ihtiyacı karşılarken,
40 Hz’de 320 lt/sn ile 4,3 saatte 651 kWh enerji harcayarak ihtiyaç karşılanmış olacaktır.
Kaba bir ifadeyle akışı yüzde 20 azaltmak, gücü yüzde 50 düşürmektedir.

Örnek 3; 132 kw'lık bir pompa motoru sabit Hm değerlerinde ve sabit debide çalışmaktadır. Konvertör bağlanırsa ne kadarlık bir verim elde edilir, bunu nasıl hesaplayabiliriz.
Çok kaba tabirle devirde %10'luk bir azalma, enerji tüketiminde %27 kadar bir tasarruf sağlıyor.
Bu hesaplar yükün karakteristiğine de bağlı. Fan uygulaması mı yoksa pompa uygulaması mı? Mekanik kısmın devir-yük eğrisini inceleyerek hangi devirlerde ne kadar güç ihtiyacı olduğunu çıkarabilirsiniz.
Biz küçük güçler için konsinye bir cihazla sürücüsüz ve sürücü ile %90 devirde çalıştırıp iki ölçümü kıyaslıyoruz. Sonra çıkan sonuca göre sürücüyü ya da soft starteri kalıcı olarak monte ediyoruz.
Büyük güçler için tabi bunu yapmak nispeten zor.
Bir de günde kaç defa durup-kalkış yapmasına da bağlı tabii ki.
Verim hesabına baktığımızda, neticede şebekeden yinede 132 kw. enerji çekilecektir, ama; yol verme esnasındaki darbeleri önleyecektir. Sadece bu özellik kullanılacaksa softstarter işinizi görebilir. Fan, pompa gibi yüklerde devirde %30’luk artışın, 100% güç artışına denk geldiği de bir gerçektir. Bu hem motora, pompaya hem de sürücüye zarar verebilmektedir.
Bu itibarla, 300 dakikada dolabilecek bir depo pompa devri azaltılınca anlık güçte düşüşe neden olacak ancak daha çok süre çalışarak dolacak yani akımı az çekecek ama daha çok çalışacağından dolayı toplam çekilen güç yine aynı olacaktır. Bu tür uygulamalarda softstarter kullanımı daha uygun bir seçim olacaktır. Ancak fan ve pompa uygulamalarında hız, momentin küpü ile orantılıdır. Yani hız düşünce kazanç çok daha fazladır. Çeşitli pompa ve fan uygulamalarında akışı düzenlemek için hala ilkel metotlarla kısık vana ayarı yapılmaktadır. Sadece düşük hız gerektiren durumlarda motorların tam hızda çalıştırılması, tamamıyla savurganlıktır. Hız kontrol sürücüleri optimal hız ve kontrol hassasiyeti ile önemli boyutlarda enerji tasarrufu yapılmasına olanak sağlar.

Örnek 4; Uygulamalı bir örnekte,
Sistem pompa istasyonu öncesindeki depodan gelen suyun, pompalar vasıtasıyla şebekeye verilmesi esasına dayanmaktadır. Toplama kuyularından isale hattı ile depoya getirilen su, her biri 315 KW gücünde 380 V. Enerjiyle çalışan 7 adet asenkron motora akuple (Q=420 lt/sn. Hm= 50 mSS. +/- %10 ) pompalar ve elektrikli kelebek vanalardan geçerek şebekeye verilmektedir.
Pompa istasyonunun enerjisi kendisine ait 2*1250 KVA TR postasına ait TR binasından karşılanmakta olup, transformatör AG çıkışındaki ana panoda, iç ihtiyaç şubeleri çıkışlarından başka bir sistemi çalıştırmak üzere pompa binasında bulunan 2 adet (yedekli) frekans konvertörü panosu ile 7 adet soft starter panosuna aynı güçte 9 adet müstakil çıkış sağlanmıştır. Çalışma prensibi olarak hız kontrolünü sağlayacak ekipman frekans konvertörü olup, softstarterlar yumuşak duruş ve kalkış için motorlara bağlanmıştır. Frekans konvertörlerinden biri yedek olup, devredeki konvertörün herhangi bir nedenle arızalanıp devre dışı olduğu takdirde devreye girecektir. Frekans konvertörü 7 adet motordan herhangi birine alınabilmekte, 0-50 Hz arasında frekansı değiştirerek motor devrini 0-1500 d/dk arasında tutarak büyük oranda enerji tasarrufu sağlamaktadır. Ayrıca sistem 400 V AC enerji ile beslendiğinden yüksek gerilimden doğacak çeşitli manevra güçlükleri, frekans konvertörü ile softstarterin PLC üzerinden PC ile haberleşme kolaylığı ayrıca yüksek gerilimdeki malzeme temin ve montajı gibi zorluklar aşılmıştır.
Pompa istasyonu PLC ile bilgisayara bağlanmış sonucunda tam otomasyon sağlanarak sistem prosesi bilgisayar monitöründen izlenmekte hem PC üzerinden hem de konvertör ve softstarter panolar üzerinden kumanda ve kontrol ile parametrelerin girilebilmesi set edilerek değiştirilebilmesi sağlanmıştır.
Sistemin çalışmasında ana parametre basınç olup, bilgisayara set edilen basınç değerini sağlamak üzere ilk önce frekans konvertörü kendisine bağlı motoru devreye almakta, devir 1500 d/dk ulaştığında basıncı istenilen değere getiremediği takdirde, soft starter üzerinden sabit devirli ikinci motoru devreye almaktadır. Örneğin konvertöre bağlı motor 25 Hz de 750 d/dk ile sabit devirli motor 50 Hz de 1500 d/dk hızla gerekli basıncı sağlayamadığı takdirde konvertöre bağlı motor devrini arttırmaya devam ederek 1500 d/dk ya ulaşır. Eğer şebeke basıncı set basıncına ulaşmamışsa, ikinci soft starter üzerinden sabit devirle üçüncü motoru çalıştırarak kendi devrini aşağıya çekmektedir. Şebeke basıncının düşmesi halinde (suya ihtiyacın azalması) kendiliğinden sabit devirli motorları devreden çıkarmaktadır. Eğer depo seviyesi, gece gündüz farklılığı gibi sebeplerle basıncın değişmesi isteniyorsa bilgisayar otomatik olarak girilen sınırları içerisinde set değerini değiştirmektedir.
Frekans konvertörleri seçilirken, en son teknolojiyi sağlayan IGBT (yalıtılmış kapılı bipolar transistör) tüm güç yarı iletkenleri ile harmonik bozulma (distorsiyon) yüzdeleri ile elektro manyetik kirliliği en alt düzeye indiren filtrelere haiz olanlar tercih edilmiştir. Sistemde pompa ve motorların eşit yaşlanmasını temin için bilgisayara girilecek çalışma saatleri ile motorların dönüşümlü olarak konvertörle çalışması sağlanmalıdır.
Frekans konvertörüyle sürülen 315kW bir motorda fan ve pompa için verilen devirdeki değişim, debide lineer, basınçta karesi ile orantılı, güçte küpü ile orantılı teoremi bire bir doğru.
315kW motor 1470rpm de 1600m3/h basmakta ve 305 kW çekmekte idi. 1300rpm'e çekince 1400m3/h bastı ve 225kW güç çekti. Buradan hesap yapınca yılda 75.000 TL enerji tasarrufu hesapladık ve 315kW sürücü kendini yaklaşık 5-6 ayda amorti eder duruma geldi. Diğer motorlar softstarterler vasıtasıyla çalıştığından kalkış-duruş anındaki tasarruflar ve mekanik faydaları ortalama %7 tasarruf sağlamış oldu.

YUMUŞAK YOLVERİCİLER (SOFT STARTERLER)
Motor kalkışı sırasındaki ani deşarjı azaltmak için yıldız-üçgen, kısmi sargı, oto-trafo ve elektronik kontrollü yol vericiler yaygın olarak kullanılır. Bu yol vericilerin hepsi gücü motora sabit frekansta iletir ve bu nedenle motora uygulanan gerilim kontrol edilerek akım belli bir sınır içinde tutulmalıdır. Yıldız-üçgen, kısmi sargı ve oto-trafo yol vericiler gerilimi düşürmek için özel elektrik bağlantıları kullanırlar. Elektronik yol vericileri ise gerilimi düşürmek için SCR’ler kullanırlar. Motorun hızlanmak için belli bir torka ulaşması ge¬rekir ve bunun için yeterli gerilime ihtiyaç vardır. Bu nedenle gerilim düşür¬me ancak belli bir sınıra kadar mümkündür. Mümkün olan en fazla gerilim düşürme ile bile motor kalkış sırasında iki ya da dört kez tam yük amperi (FLA) çeker. Buna ek olarak yıldız-üçgen yol verme ile ilişkili hızlı ivmelenme kayış ve diğer güç aktarma elemanlarında aşınmaya neden olur.
Direk yolvermede motorlar doğrudan başlatıldıkları zaman, motorun nominal akımının 8 katı değerinde çok yüksek bir sargı akımı oluşabilir. Bu akım, önlenemez bir şekilde kaynak iletkenlerini, kaynak sistemini ve seri bağlı şalt tesisini yükleyebilir. Ayrıca, direk yolvermede zaman aşırı derecede bir dönme momenti oluşur. Bu sarsıntı sürülen motora baskı yapmakla kalmaz aynı zamanda makine mekaniklerini yükler. Örneğin öncelikli güç ileten kısımları (V kayışı, dişliler, vb)
Bu başlama akımını azaltmak için önceden yıldız-üçgen kombinasyonları kullanılıyordu. Yıldız-üçgen devresinde, motor akımı üçgen bağlantıya göre üçte bir akım değerindedir. Motorun nominal dönme momenti değerine nominal akım değerinde ulaşmasını sağlamak için, belirli bir kurma zamanı sonrasında, yıldızdan üçgene anahtarlama gerekir. Bu kaynak sistemini etkileyen akım piklerine sebebiyet verir. Ayrıca, sürücüyü aşırı derecede yükleyen dönme momenti pikleri de vardır. Bu etkileri önlemek için soft starterleri kullanmak daha duyarlı bir davranıştır. Terminal gerilimi sürekli artırılarak, motor dönüşü sarsıntısız olarak ivmelendirilir. Motorda olduğu gibi kaynak sistemi en uygun yolla çalıştırılır. Yani soft starterler paradan kazandırır, motoru korur (ömrünü uzatır), kurulum masraflarından kazandırır ve azalan başlama akımına bağlı olarak daha az yer kaplayan kaynak iletkenlerini önerir.

SOFT STARTERLERİN ÇALIŞMASI
Tristörler kullanılarak bir faz açısındaki kesme gerilim kontrolü gerçeklenir. Bu faz kontrolü, motor terminal geriliminin kurulabilir başlangıç değerinden sistem kaynak gerilimine yükseltilmesine olanak sağlar. Sonuçta ilgili başlama akımı ve dönme momenti sürme şartlarına en uygun olarak ayarlanabilir. Yıldız-üçgen kombinasyonlarına göre, bu çözüm sadece daha küçük yük besleyici büyüklüğü avantajını önermez, ayrıca, sadece üç motor çıkışının kurulmasına öncülük eder. Daha önce vurgulandığı gibi, üçgenden daha yüksek bir anahtarlama oluşmadığında dönme momenti ve akımda aşırılılık oluşmaz. Sonuçta kaynak sistemi ve motor korunmuş olur.
Soft starter, motor ile şebeke arasına direkt bağlanır. Motor akımı ve gerilimi soft starter tarafından kontrol edilir. Soft starter motorun devreye girmesi sırasında şebeke voltajını, %30 değerinden başlayarak %100 değerine kadar, kontrol ederek motora tatbik eder. Soft starter voltajı küçüldükçe motor voltajı şebeke voltajına yaklaşır. Motorun devreden çıkarılması durumunda şebeke voltajını %100 değerinden %30 değerine kadar kontrol ederek şebekeden ayrılmasını sağlar.
Motora soft starter ile yol vermede ilk önce şebeke geriliminin %30’u uygulanır, bu sırada motor şebekeden fazla akım çekecektir. Motorun nominal akım bilgisi mikro işlemciye daha önceden girilmiş olacağından, mikro işlemci motor voltajını yükseltecektir.
Motorun momenti (Tork) ; Md = k x U olduğundan voltajın zamana bağlı olarak yükselmesi ile motorun torku da yavaş yavaş yükselecek ve motor dönmeye başlayacaktır. Motor voltajı şebeke voltajına eşit olduğundan motor nominal hıza ulaşacaktır. Böylece motor şebekeye ve işlemcilere darbe yapmadan devreye girecektir. Bu olayın tersinde motor yumuşak duruş yapacaktır.
Ani duruş ve kalkışlar olmadığından koç darbesi, aşırı akım, mekanik kilitleme ve pompa su yük etkilerinden kurtularak motorun ve pompanın ömrü uzamış olacaktır.

SOFT STARTERLERİN AYARLANMASI
Soft starterler temelde en az üç olası kurulum önerir.
Bunlar; sistem gerilimini yüzdesi olarak başlangıç başlama gerilimi veya – saniye cinsinden başlama tırmanma zamanı veya – durma iniş zamanı. Başlatma gerilimi, kurulu başlama tırmanma zamanı içinde nominal motor gerilimine yükseldiği değerdir. Bağlı motor pürüzsüz ve hızlı bir şekilde tam hıza ulaşır. Durma iniş zamanı, nominal motor geriliminin kapama gerilim değerine (kurulu başlatma gerilimi ile genelde aynıdır) kapanma komutu verildiğinde düşürüldüğü zamandır.
Softstarter seçimi ve nerelerde kullanılacağına ilişkin örnekler frekans konvertörü örnekleri içinde detaylı olarak geçmektedir. Şimdi burada softstarter bağlanmış bulunan, direkt depoyu besleyen 55 kW gücünde bir dalgıç pompalı kuyudaki değişikliklere göz atalım.
Bilindiği üzere şamandra ile depolara çalışan kuyularımızda pompalar sıklıkla durma ve kalkma gerçekleştirmektedir. Kuyumuza takılan soft starter cihazının yumuşak kalkış ve durdurma özelliğinden dolayı önceki çalışma düzeninde dalgıç pompa üzerinde meydana gelen koç darbeleri dolayısıyla pompa deformasyonu ile yatak parçalanmaları önlenmiş olmaktadır.
Sistemdeki gerilim dalgalanmaları daha iyi gözlenebilmekte gerektiği takdirde aşırı gerilim yükselmesi ya da düşmelerinde cihaz pompayı devre dışı yapmaktadır.
Cihaz üzerinde aşırı akım açtırma değerleri ile arıza parametrelerinin set edilebilme imkânı dolayısıyla sistemin daha iyi gözlenerek kontrol altında tutulması sağlanmaktadır.
Yapılan endeks takibi neticesinde soft starter sistemi, kalkış-duruş anındaki kontrolü ve aşırı akım korumaları nedeniyle eski çalışma düzenine nazaran %7 oranında enerji tasarrufu sağlamaktadır.

Pazartesi, Kasım 16, 2009 tarihinde Unknown tarafından kaydedilmiştir , | 0 Yorum »

KONYA, KOP VE KURAKLIK

Konya’da yeraltı suyu kaynağının sürdürülebilirliğini sağlamak açısından, Havza dışından yeni su kaynaklarının Konya’ya getirilmesi ve bu çalışmaların gün geçirmeden ivedilikle yapılması gerekmektedir. Çünkü yeraltı su seviyesi düştükçe enerji sarfiyatları da katlanarak artmaktadır. Bu yüzden mevcut yeraltı suyu kaynaklarımızı daha fazla zorlamamamız gerektiğine inanmaktayız.
Dışardan su getirebilmek için öncelikle DSİ ile ortak çalışmaların yapılması ve getirilecek kaynakların (bu kaynaklar; Göksu ırmağı, Derebucak civarı ırmaklar veya Beyşehir gölü olabilir.) KOSKİ’ ye tahsis edilmesi gerekmektedir. Bu çalışma uzun bir çalışma olacaktır. Çünkü gerekli fizibilite çalışmaları, ondan sonra proje çalışmalarının uzun zaman alacağı bir gerçektir. 2015 Yılı da çok uzakta değildir.

Yukarıdaki veriler düşünüldüğünde Konya ili için sağlıklı su projeleri hakkında çalışmalar yapılma zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.
Konya ile ilgili olarak Su/sulama deyince ilk akla gelen konu kuşkusuz Mavi Tünel olacaktır.
Mavi Tünel tek başına Konya Ovaları Projesi’nin (KOP) sembolü olmuş durumda.
Ancak, Mavi Tünel’in etüd hedeflerinin mutlak suretle aşılması gerektiğine inanıyoruz.
Konya şehir merkezinin içme suyu sorunlarının 2015 Yılı’na kadar çözülmüş durumda olduğu söyleniyor. Ne var ki hızla artan nüfus, sanayileşme ve daha da önemlisi muhtemel kuraklık plan hedeflerini riskli konuma getirmektedir. Sonuç olarak, inşaat dönemlerini de göz önüne alırsak önümüzdeki birkaç yıl içinde Konya şehir merkezine havza dışından su getirme projesinin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bunun için gözüken iki ihtimal de Mavi Tünel yolu ile getirilecek Göksu’nun (debi 25190 lt/sn) suyu ve Derebucak Bölgesi sularıdır. (Beyşehir gölü üçüncü alternatif olarak düşünülebilir ancak son aylarda Beyşehir gölünde görülen mantarlaşma ve su altı yosunlaşma hareketinin artması Beyşehir gölü suyunun tarım, çevre ve sağlık açısından ciddi tehdit oluşturmakta olduğudur, bunun için Beyşehir gölü ve çevresinin ıslahı projesi de ayrıca değerlendirilmelidir.)
Bu çerçevede, merkezde sulama amaçlı depolamalar, rekreasyon amaçlı göletler de gündeme gelebilecektir ki bu da Konyalıların hayat kalitesini artırıcı bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır.
Neden Mavi Tünel?
- Mavi Tünel Projesi’ne önümüzdeki birkaç yıl içinde Konya Şehri’nin ve Ovası’nın mutlak surette ihtiyacı vardır.
- Konya ili merkezi yıllık içme ve kullanma suyu ihtiyacı Altınapa Barajı ve yer altı kuyularından karşılanarak, tüketim miktarı yıllık yaklaşık 50 milyon m³ (toplam üretim miktarı 90 milyon m³) olup şu andaki araştırmalara, nüfus artışına ve yağış miktarlarının yıllara ait seyrine göre 2015 yılına kadar su sıkıntısı açısından problem yaşanmayacağı söylenmektedir. Ancak 2001 yılı yağış verilerine göre önümüzdeki yıllarda olası bir kuraklık, tarımı olumsuz etkilemekle birlikte gerek Altınapa Barajı ve gerekse yer altı su rezervlerini besleyemeyeceğinden Konya halkı susuz kalacaktır.
-Tuz Gölü’nün beslenmesi için havza dışından suya ihtiyaç vardır.
-Altınekin-Cihanbeyli Bölgesi yer altı sularının dışında su kaynaklarına açılmalıdır.
-Aslım öncelikli olmak üzere, Cihanbeyli Platosu’ndaki çorak topraklar ülke ekonomisine kazandırılmalıdır. Bunun için de havza dışından su getirilmesi mecburidir.
-Ova’da sulu tarım, verim artışını beraberinde getirecektir. Ancak, endüstriyel bitkiler ve karlılık oranı yüksek bitkilere yönelim, bir yapı ile teşvik edilmelidir. İnşaat ve sonrası için gerekli olan bu yapı Meclis Gündemi’nde yer alan KOP Kanunu’nun çıkması ve bağlantılı olarak KOP İdaresi’nin kurulması ile olacaktır.
-Konya’ya her ne kadar denizi getiremesek de dev boyutlarda göletler inşa edilebilecektir.
-Göksu ve Gembos Suları’nın yıkıcı etkisi giderilecektir.
-Manavgat-Köprüçay Havzası sularının getirilmesi projesi yeniden ele alınabilecektir.
Bakınız Mavi Tünel’in gerçekleşmesi ile neler olacak?
 Denize dökülen 816,8 milyon m³ suyun yaklaşık 410 milyon m³ ü içme suyu, tarımsal sulama ve enerji üretiminde kullanılacak.
 210000 ha tarım arazisi suyla buluşacak.
 Yılda 100 GWh enerji üretilecek.
 Ürün yelpazesi içerisindeki yeri % 80-90’lar olan hububat verimi artacak ve çeşitlilik nedeniyle % 20’lere düşecek.
 Hububatın yerini yem ve yağ bitkileri, bakliyat, sebze ve meyve ile ekolojik ürünler alacaktır.
 Hububat üretip dünyanın fakir ülkelerine satarak para kazanılmaz. Mavi Tünelle birlikte Konya Ovası’nda iklim şartları ile mütenasip batı standardında meyve ve sebze üretilip zengin ülkelere satılacak.
 Dünyanın gündeminde olan Türkiye’nin de gündeminde olması gereken ekolojik (organik) tarım gelişecek, Konya Ovası bu konuda bir numara olacak ve sulanacak toprakların % 10-20’sini bu tarım şekline ayıracaktır.
 Organik tarım % 80 ihraç amaçlı olacaktır.
 Dondurulmuş ve kurutulmuş gıda sektörü için bölge yeni bir kazanç kapısı olacaktır.
 İhraç amaçlı ekolojik şartlarda yağ bitkileri üretimi gerçekleştirilecektir.
 Türkiye’nin bitkisel ham yağ açığını kapatacak oranda yağlık bitki ekimi yapılacaktır.
 Hayvancılık gelişecek et ve süt üretiminde kalite, miktar ve fiyatta Avrupa ve Dünya ile rekabet şansı yakalanacaktır.
 Su ürünleri bölge insanı için yeni bir kazanç kapısı olacaktır.
 Stopaj ve vergi gelirleri, kullanılacak dış kredinin ana para ve faiz ödemeleri için yeterli olacaktır.
 Göksu ve Gembos Suyu’nun Ova’ya akıtılması amacıyla toprak kanallar yapılabilir. Böylece başlangıç maliyeti düşürülmüş olur. Öte yandan sulama koopretiflerinden elde edilecek gelir işletmenin inşasında kullanılabilecektir.
 Konya halkının sağlıklı su içebilmesi için 4 ayrı tatlı su kaynağından sağlanan ve şehir içinde yaklaşık 800 adet çeşmeden vatandaşlara ücretsiz olarak ulaştırılan memba suyunun devamlılığını ve kalitesini arttırmak amacıyla ilgili tatlı su havzalarının yeşillendirme ve koruma çalışmalarında katkı sağlayacaktır.
 Büyükşehir Belediyesi projeleri içinde adı geçen uluslar arası fuar alanı ve rekreasyon alanları, aqua park, dev akvaryum, hayvanat bahçesi ve şehir içinde (özellikle Meram bölgesinde) bulunan bağ, bahçe ve yeşil alanların korunması, yaşatılması için daimi çözüm olacaktır. Mevcut Meram çayı ve Sille deresi restore edilerek sürekli su akışı sağlanarak ayrıca Selçuklu ve Karatay ilçelerinde coğrafi zemin etüdleri yapılarak şehir merkezinde geniş dereler oluşturulabilir, hatta Alaaddin tepesi etrafındaki dairesel bölge komple kazılarak suyla çevrilebilir ve köprü ve sallarla ulaşılabilen Alaaddin adası haline dönüştürülebilir. Dolayısıyla şehrin silüetini değiştirecek ve dünya kenti iddiasını destekleyecek görsel güzellikler katılabilir.
 Konya Kapalı Havzası 6 ili sınırları içinde barındırıyor (illerin siyasi sınırlarının tamamı olmamakla birlikte). KOP İdaresi’nin hedeflediği iller de doğal olarak Havza sınırları ile örtüşüyor. İlk bakışta salt su/sulama gibi anlaşılacak Konya Kapalı Havzası’nın Akılcı Kullanımına Doğru Projesi de gerçekte, Entegre Su Yönetimi, daha da ötesinde Holistik Su Yönetimi çerçevesinde ele alınmak durumunda. Sözkonusu yaklaşım beraberinde, su yönetimi ile birlikte havzanın ve etkileşim içinde olunan havzaların, sulama, insanların yaşama biçimi ve üretim/tüketim zincirlerini (örneğin oluşturdukları atıklarla mücadele), doğal hayatın sürdürülebilirliğini ve insan yaşam kalitesi ile doğal hayatın sürdürülebilirliğini denk düşünmeyi getirmektedir.
Göz önünden uzak tutulmaması gereken, zarar önleyici faydaları da işlememiz gerekmektedir. Bunlar projenin/projelerin yapıcı yönlerinden istifade kadar yıkıcı tehlikelere tedbir almak açısından da öne çıkmaktadır.
 Geçtiğimiz 5 yıl Konya ciddi bir kuraklık tehlikesi yaşadı. Beyşehir su seviyesi kritik değerlerin altında kaldı. Her ne kadar Isparta’ya su pompajı devam etse de Çumra-Karatay Bölgesi’ne su verilemedi. Sonuç olarak, bütün sektörler kriz içinde iken sondaj işletmecileri hayatlarının en verimli dönemlerini yaşadı. Yeni kuyuların açılması ile birlikte (DSİ’den izin alınması gerekirken, zor şartlar nedeni ile yeterli kontrol yapılmadı-yapılamadı), eski kuyuların derinlikleri artırıldı. Ancak, havza kapalı ve besleme yeterli olmadığı için taban sularında kritik seviyeler aşılmaya, acı su tabir edilen, çeşitli mineral tuzları ile kirlenmiş sular yüzeye çekilmeye başlandı. Bir taraftan, ekilen ürünlerde verim kaybı yaşanırken, bir taraftan da acı su, toprakta çoraklaşma sürecini başlattı.
 Ovada bunlar olurken, Tuz Gölü’nde de ilginç bir durum ortaya çıktı. Bilindiği gibi Tuz Gölü Konya Kapalı Havzası’ndan beslenmekte. Havza’da yeterli su olmayınca, bir yağ lekesinin dağılmasında olduğu gibi, yer altında Tuz Gölü kaynaklı, kirli su ihtiva eden geri besleme süreci yaşandı ve Tuz gölünde tuz üretimi bir süre durduruldu. Dolayısıyla Mavi Tünel, sulama maksatlı kullanılmasa bile havzadaki mevcut yapıyı beslemek amacıyla gerçekleştirilmek zorunda olan bir projedir.
 Yine geçtiğimiz yıllarda Konya ovası susuzluktan kavrulurken, Silifke, Derebucak sular altında kaldı. Göksu yatağı boyunca yerleşim bölgelerinde ekili alanları su basarken, canlı hayvanlar telef oldu, evler yıkıldı. Hatta can kayıpları yaşandı. Benzer gelişmeler Derebucak’ta yaşandı. İlçe merkezi günlerce su altında kaldı.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi Mavi Tünel ve Gembos Projeleri’ne artı faydaların yanı sıra yıkıcı etkilerden kurtulmak için de büyük ihtiyaç duyulmaktadır.
Projenin sağlayacağı bu avantajlarla birlikte tarımsal ürünlerle ilgili şu gelişmeler de son derece dikkat çekici;
Yeni ürün çeşitleri ve kazanç durumu şöyledir:
% 20 Hububat
% 15 Şeker Pancarı
% 15 Sebze
% 10 Yağ Bitkileri (Kolza, Mısır, Ayçiçeği)
% 10 Yem Bitkileri (Mısır)
% 10 Ekolojik (Organik Tarım) Ürünler - (Sebze)
% 15 Bakliyat
% 5 Meyve (Vişne, Kiraz, Elma)
Sonuç Türk ekonomisine yılda yaklaşık 1 milyar Dolar’lık bir katma değer ilavesi olacaktır. Devletin stopaj ve vergi gelirleri ise yılda en az 100 milyon Dolar civarında olacaktır.
Son yıllarda GSMH (Gayri Safa Milli Hasıla)’nın 150-160 milyar dolar seviyesinde olduğu düşünülürse, yılda 1 milyar dolarlık gayri safi hasıla üretimi gerçekleştirilecek bu ve benzeri projelere start vermemenin cinayete eş değer olduğunu söylememiz yanlış olmasa gerek.
Konya il toplamında projelendirilen sulama sahasının 482 bin 094 hektar olduğu, bunun 2002 yılı itibari ile yüzde 47’sine tekabül eden 228 bin 633 hektarının sulanmakta olduğunu hatırlarsak, Mavi Tünel’in sulama hedefi olan 210 bin hektarın ne kadar önemli bir alan olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
Bu projenin mali boyutuna bakacak olursak;
2007 rakamları ile (Mavi Tünel hariç olmak üzere) Konya sulama yatırımlarının toplam bedeli 682 milyon 326 bin YTL. (500.000.000 $)’dir. Mavi Tünel projesi ile birlikte toplam KOP yatırım bedeli 800.000.000 $ olacaktır. Konya projelerinin toplam yatırım bedelinin 2 milyar 100 milyon YTL.(1.500.000.000 $) olduğu göz önüne alınırsa, toplam projeler içinde sulama yatırımlarının yarısı kadar bir ağırlığa sahip olduğunu görmekteyiz. Devlet su İşleri Genel Müdürlüğü’nce yürütülen bu projeler Seydişehir-Suğla Depolaması (tamamlanıp hizmete açıldı), Seydişehir-Suğla Pompaj Sulaması (tamamlanıp hizmete açıldı), Konya-Çumra 2. Merhale Projesi, Beyşehir-Kıreli Pompaj Sulaması, Seydişehir-Karaören Pompaj Sulaması ve Derebucak Barajı ve Gembos Derivasyon ve Sulaması’dır.
Demiştik ki sulama yatırımları ile ilgili proje toplamında Mavi Tünel bulunmamaktadır. Proje, 17 km uzunluğunda 4 m çapında tünel ile Göksu-Bozkır, Göksu-Bağbaşı ve Göksu-Avşar Barajları’nı kapsamaktadır. 3. Merhale Projesi’nin su kaynaklarını oluşturan bu proje demeti su dağıtım şebekesi ile hayat bulmaktadır.
Mavi Tünel Projesi tüm merhaleleri ile birlikte yapım ve işletme maliyeti yaklaşık olarak 300 milyon dolardır. Kaldı ki burada ortaya koyacağımız teklif, yakın ve orta vadede projenin tamamına ilişkin harcama zorluğunu aşmaya dönük olacak.
Mavi Tünel için öncelikli çözüm; suyun bölgeye taşınması için gerekli tünellerin Tutup Beli’nde kısmen hazır olmasıdır. Bu kapsamda DSİ, Köy Hizmetleri, Kara yolları ve yerel yönetim ekipman ve iş makinaları havuz sistemi ile kullanılarak, açık beton kanalet sistemi ile suyun Konya ile buluşması sağlanabilir. Bunun için suyun cazibeyle gelebilmesi çalışmaları başlatılarak coğrafi zemin etüdleri ile gerekli istimlak işlemleri tamamlanıp baraj yollarıda açılarak proje birkaç yıl içinde sonuçlandırılabilir. Bu proje kapalı kanalet sistemine göre uzun ömürlü olmamakla birlikte toplam mavi tünel projesinin üçte biri maliyetine yapılabilirliği nedeniyle tercih edilebilir. İşletmeye alındıktan sonra getireceği katma değer ile kalıcı projeye finansman sağlayacaktır.
Böylece kanalet güzergahındaki tarımsal alanların pompaj sulaması veya salma sulama ile Konya’nın sulanan alanları hemen hemen iki katına çıkacaktır. Bu da ürün çeşitliliği, istihdam ve tarıma dayalı sanayiyi destekleyecektir.
20. Yüzyılın başlarında BSA (Beyşehir-Suğla-Apa) Kanalı yolu ile Beyşehir Gölü’nün suları Çumra Ovası’na akıtılmıştı. Kanal, toprak kanaldı. Toprak kanal işletmecilik açısından su kayıplarını beraberinde getirmekle beraber, yer altı sularını beslemişti. Böylece taban suyu Çumra-Bölgesinde yerine göre 50 cm yerine göre 5-10 metreye kadar yükselmişti. Şebeke ile birlikte, küçük çaplı kuyular da sulamada etkin olarak kullanılmıştı. Şimdilerde BSA beton kaplanıyor. Su zaiyatı asgariye indirgeniyor. Planlama itibari ile Mavi Tünel Yolu ile ovaya akacak su da beton şebekeler yolu ile tarlalara ulaşacak.
Bu durumda çok yönlü bir fayda ile karşı karşıya kalacağız demektir.
Şöyle ki;
Konya merkeze gelen su (Gembos alternatifinde de su önce Beyşehir Gölü’ne akıtılacağı için benzer güzergah kullanılacaktır. Dolayısı ile ister Göksu, ister Gembos suyu isterse her ikisi için de teklifte farklılık getirmiyor), içme, Meram öncelikli sulama ve her 3 ilçe için rekreasyon amaçlı kullanılır.
Su, Çumra-Karatay-Karaman Bölgesi’nde sulama maksatlı kullanılır.
Cihanbeyli-Altınekin’e de su aktarılır.
Altınapa barajına aktarılan su mevcut olan arıtma tesisinin tam kapasite çalışması neticesinde şehrin tamamına yetecektir.
Kaşınhanı Beldemiz havuç üretimi ile son yıllarda kendini gösteren bir Kasaba. Havuç üretiminin yanı sıra mor lahana, domates, marul üretimi de dikkat çekmekte. Kaşınhanı Beldesi’nin kurulduğu arazisinin geçmişine bakarsak, Aslım Kırı’nın parçası olduğunu görürüz. Söz konusu arazi drenaj kanallarının açılması ve sabırlı bir çalışma ile tarıma ve ülke ekonomisine kazandırılmış durumda. Konya’da en fazla 4 çeker traktörün Kaşınhanı’da bulunduğu hatırlanırsa gerçek bir başarı öyküsü olduğu kabul edilecektir. Peki Kaşınhan’ın verimli topraklarının hemen yanı başında, hatta bu topraklara bitişik çorak araziye ne demeli? Bir taraftan Çumra’ya bir taraftan Karatay’ın derinliklerine uzanan uçsuz bucaksız topraklar. Bu topraklar neden tarıma kazandırılmasın?
Bahsettiğimiz çorak toprakların üzerinde kimi kırık-dökük kanaletler var. O kanaletler, toprak drenaj kanalları ile birlikte 5-6 yıllık toprak kazanma projesinin bir parçası idi. Ne var ki; kanaletleri besleyecek 60 kuyu bürokratların siyasi rantları sebebiyle yıllardır atıl kalmıştır.
Sözün kısası, Konya’nın kalkınması, ülke ekonomisine yapacağı katkı, içme suyu sürekliliği, yeşil alanlara ve iklime olan katkı ve Aslım’ın ülke tarımına kazandırılması için Mavi Tünel kaynaklı su kullanılması için KOP Projesi zaruridir.

Çarşamba, Şubat 18, 2009 tarihinde Unknown tarafından kaydedilmiştir , | 0 Yorum »

SU YÖNETİMİ NASIL OLMALIDIR

Dünya genelinde tüm ülkelerde su mülkiyeti ve işletmeciliği kamuya aittir. 20. yüzyılın son çeyreğinde geliştirilen politikalar, su kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi amacıyla alınması gereken önlemlerin en başında bu mülkiyet ve işletmecilik yapısının çözülmesini öngörmektedir. Su hakları kullanımında yetkilerin yerelleştirilmesi ve su mülkiyeti ile işletmeciliğinin özelleştirilmesi hedeflenmektedir. Sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı içine yerleştirilen bu hedefler, su varlığının kamu işletmeciliği sisteminde benimsenmiş olan arz odaklı yönetim tarzı yerine talep odaklı yönetim tarzının benimsenmesini; bunun için de suyun fiyatlandırılarak piyasa malına dönüştürülmesini gerektirmektedir.
Diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de su, mülkiyeti ve işletmeciliği bakımından kamuya aittir. Ulusal çapta sorumlu kurum Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'dür. Kırsal yerleşmelerin su yönetimi Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'ne, kentsel yerleşmelerdeki su yönetimi İller Bankası Genel Müdürlüğü'ne verilmiştir. Her üç kurum da bölge müdürlükleri temelinde örgütlenmiş, genel olarak bölge sınırları birbirlerine koşut belirlenmiştir. Yerleşmeler bazında sorumlu kurumlar yerel yönetimlerdir. Su işletmeciliği, yerel yönetimlere tekel hakkı olarak verilmiş, buna bağlı olarak su hizmetinin özel sektöre gördürülmesi sözkonusu olduğunda imtiyaz sözleşmesi yapmak yükümlülüğü getirilmiştir.
Belediye içmesuyu ve kanalizasyon hizmeti, 1980'li yıllara kadar odağında İller Bankası'nın bulunduğu, kamu kaynaklarına ve kamu kredilerine dayanan bir yatırım ve finansman modeli eliyle gerçekleştirilmiştir. 1980'li yıllardan bu yana İller Bankası odaklı model değişmeye başlamıştır. Sektör doğrudan belediyelere bırakılarak finansmanda dış kredi kullanımı genişletilmiştir. Büyükşehir belediyelerine bağlı olarak kullanılan su ve kanalizasyon idareleri en büyük harcamacı kurumlar haline gelmiş bulunmaktadır. Kentsel su hizmetleri için belediyeler arasında birlik kurma uygulamasının, henüz başlangıç aşamasında olan bir gelişmedir. Bu tür birlikler, kendi belediye sınırları içinde hizmet görmenin yanısıra hinterlandlarında yer alan köy yerleşmelerine de hizmet vermek yaklaşımı sergilemektedirler. Var olan bu tür birliklerin ortak özelliği dış kredi kullanmalarıdır.
Su kaynakları tüm insanlığa aittir; bu nedenle ekonomik ya da ticari meta değil toplumsal varlıktır. Benimsenmiş genel ilke, her insanın sağlıklı ve güvenilir suya erişme hakkına sahip olduğudur. Öte yandan su kaynakları dünya genelinde ulusal sınırlar içinde kalır; uluslararası ilişkilerin örülmesinde başlıca araçlardan biri olarak iş görür. Bu yönüyle su varlığı, dünya sistemi içinde ulusal kimliği ile de öne çıkmaktadır. Gelecekte -ve hatta günümüzde dünyanın "petrol savaşları" yerine "su savaşları" ile karşı karşıya kalacağı savı, suyun ulusal çapta koruma altına alınması gerektiğini doğrulamaktadır. Bu gerekliliğin bir diğer gerekçesi, dünya genelinde su sektörünün transnasyonel şirketlerin başlıca ilgi alanlarından biri haline gelmiş olmasıdır. Küresel iş stratejisi doğrultusunda davranan ve doğaları gereği ulusal görüş açısını kendi dışlarında bırakan bu unsurlar, suların toplumsal ve ulusal amaçlara uygun yönetimini güç ve daha karmaşık bir duruma getirmiş bulunmaktadırlar. Günümüzde küresel iş stratejileri ile toplumsal - ulusal stratejiler, su sektörünün başlıca gerilim noktalarından biri haline gelmiştir. Su yönetimine ilişkin geliştirilecek her türlü öneri, model ve politika, iç - yerli parametreler kadar dış - küresel parametreleri de hesaba almak zorundadır.

Pazar, Eylül 21, 2008 tarihinde Unknown tarafından kaydedilmiştir , | 0 Yorum »

KÜRESEL ISINMA VE DÜNYAMIZ

Dörtte üçü su ile kaplı olan dünya “mavi gezegen” olarak adlandırılmaktadır. Ancak dünya yüzündeki suyun %97.5’i tuzludur. %2.5 oranındaki tatlı suyun %70 gibi önemli bir oranı Antartika ve Greenland’da buz kütlesi halindedir, kalan kısmın büyük bölümü ise derin yeraltı suküresinde bulunmaktadır. Tatlı suyun kaynağı, okyanuslardan yılda yarım milyon kilometre küpten fazla miktarda buharlaşan sudur. Buharlaşan suyun %90’ı yağmur olarak denizlere düşmekte ve yeryüzüne geri dönen suyun büyük kısmı daha insan kullanımına hazır duruma gelmeden buharlaşmaktadır.
Nehirlerden, yeraltı sularından ve buzullardan okyanuslara dökülen 47.000 km3 su, teorik olarak insan kullanımı için mevcut olan miktardır. Tatlı su kullanımı üzerinde, yağış miktarındaki coğrafi ve zamansal değişiklikler (kurak bölgelere ya da kurak mevsimlerde az, nemli bölgelere ya da yağışlı mevsimlerde çok fazla yağmur düşmesi) gibi baskılar da vardır. Sonuçta hidrolojik döngü tahminen 14.000 km3suyu insan kullanımına sunmaktadır. Toplam tatlı su tüketiminin %90’ı sulama suyu olarak kullanılmaktadır. Bunun dışında en fazla su tüketimi sanayi sektöründe olmaktadır.
Kişisel ve kentsel kullanım tüketim açısından önemli bir yekun tutmamakla birlikte, kullanım sonrası pissu, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, sağlık sorunları ile çevre sorunlarına neden olmaktadır. Talebin artması, su kaynaklarının kirletilmesi ve kötü yönetilmesi, suyu giderek daha da kıt bir kaynak haline getirmektedir. Bu özelliklere, suyun yerküre üzerindeki eşitsiz dağılımı da eklenmekte, böylece su yönetimi çağımızın en önemli sorun alanlarından birine dönüşmektedir.
Ülkemizin kullanılabilir su potansiyeli, yıllık çekilebilen 12,2 km3 yeraltı suyu, yıllık tüketilebilen 95 km3 yerüstü suyu dahil olmak üzere toplam 107,2 km3 tür. Bu miktarlardan fiili yıllık tüketime alınmış yerüstü suları 26,4 km3, yeraltı suları ise 7,6 km3 hacmindedir. Kullanım amaçlarına göre suyun %74’ü sulama suyu, %16’sı içme-kullanma suyu,%10’u endüstriyel kullanım suyu olarak değerlendirilmektedir. Türkiye, su kaynakları açısından dünya çapında yapılan değerlendirmeler ışığında, su kıtlığı çeken ülkeler arasında yer almamaktadır. Bununla birlikte nüfus artışı, kentleşme ve sanayileşme olgularına bağlı olarak artan su tüketim değerleri dikkate alındığında, nicelik açısından yenilenebilir tatlı su kaynaklarında bir azalma ile karşı karşıya kalındığı açıktır. Bunun yanı sıra su kaynaklarında aşırı çekim sonucu sahil kesimlerinde yeraltı suyu tuzlanması, tarımsal faaliyetlerde kullanılan kimyasallar ile evsel, endüstriyel atıklar nedeniyle kirlenme yaşanmakta, su kaynaklarının nitelik açısından korunması gereği ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Tüm dünya ülkelerinde sular hemen tümüyle kamu mülkiyetindedir; su kaynakları kamu kurumları tarafından yönetilmektedir. Günümüzde su hizmetinin Asya ülkelerinde %99'u, Afrika'da %97'si, Orta ve Doğu Avrupa ile Güney Amerika'da %96'sı, Kuzey Amerika'da %95'i, Batı Avrupa ülkelerinde %80'i kamu kurumları tarafından yürütülmektedir. Dünya genelinde "özel su piyasası" son derece dardır; bir başka deyişle insanların çok küçük bir bölümü su hizmetini özel şirketlerden almaktadır.
Kirlilik, aşırı nüfus ve yoğun kullanım nedeniyle dünya su rezervleri gün geçtikçe azalıyor. Bazı uzmanlara göre, 2020 yılında susuzluk birçok ülkeyi pençesi altına alacak, yılda kişi başına 1000 m³' den daha az kullanılabilir içme suyu kaynaklarına sahip bölgeler için ciddi tehlike çanları çalıyor olacaktır. Küresel kuraklık, buzulların erimesi, toplu ölümler dünyanın eksenini değiştirecek sonuçlar verecektir.
İçilebilir su yatakları, yeryüzündeki toplam su stokunun sadece % 3'ünü oluşturuyor. Bu miktarın da tamamını değişik nedenlerle kullanma imkanı olmuyor.
· Dünya genelinde sağlıklı suya erişen nüfusun toplam nüfusa oranı %82.
· Sanayileşmiş ülkelerde %99, gelişmekte olan ülkelerde %66.
· Afrika’da %38, Asya ve Pasifik’te %63. Latin Amerika - Karaibler ile Kuzey Afrika ve Orta Doğu'da %77. Türkiye’de%93.
Kişi başına günlük ortalama kentsel su tüketim standardı 150 litre olarak kabul edilmektedir. Dünya genelinde bölgelere göre kişi başına su tüketim miktarları sanayileşmiş ülkelerde 266 litre iken Afrika’da 67, Asya’da 143, Arap ülkelerinde 158, Latin Amerika’da 184 litre olarak gerçekleşmektedir. Türkiye'de ise kişi başına günlük su tüketimi ortalama 111 litredir. Bu oran İstanbul için 125, Ankara için 141 Konya için 136 lt/gün/kişi olarak hesaplanmaktadır. Türkiye'de su yönetiminin kamu mülkiyeti ve kamu işletmeciliğine dayanan, gücünü merkeziyetçi örgütlenmeden alan ve suyu ekonomik mal olarak değil toplumsal değer olarak gören, sistemi arz-odaklı işleten yapısı kırılmaktadır. Su yönetimi, uluslararası politikalar doğrultusunda özel mülkiyet ve işletmeciliğe dayanan, yerelleşmiş, suyu ekonomik mal olarak gören ve temel ilkeyi fiyatlandırma olarak benimseyen, sistemi talep-odaklı işletmeyi amaçlayan bir yapıya doğru değişme sürecine girmiştir. Türkiye'de su yönetimi, değişme sürecinin başlangıç aşamalarını yaşamaktadır.

Cumartesi, Eylül 20, 2008 tarihinde Unknown tarafından kaydedilmiştir , | 0 Yorum »